İyileşme ile normalleşme aynı anda
Deloitte'un küresel araştırmasına göre Gen Z'nin yüzde 63'ü, Milenyum kuşağının yüzde 66'sı ruh sağlığını 'iyi' veya 'çok iyi' olarak tanımlıyor ve yaklaşık yüzde 40'ı son bir yılda iyi oluş halinin arttığını belirtiyor. Ancak aynı araştırmada katılımcıların yaklaşık yüzde 90'ı düzenli olarak bir düzeyde stres yaşadığını söylüyor.
Gen Z'nin yüzde 35'i, Milenyum kuşağının yüzde 30'u zamanının çoğunda ya da tamamında kaygı veya stres hissettiğini belirtiyor; her iki grupta da neredeyse yarısı (yüzde 47 ve 45) tükenmişlik yaşadığını söylüyor. Deloitte bu tabloyu 'iyileşme' değil, 'stresin normalleşmesi' olarak okuyor.
Finansal kaygı ve dijital yorgunluk baş sırada
En büyük stres kaynağı finansal güvensizlik: Gen Z'nin yüzde 44'ü, Milenyum kuşağının yüzde 39'u finansal kaygıyı öncelikli stres nedeni olarak gösteriyor. Bunu uzun çalışma saatleri, yetersiz takdir ve iş yükü izliyor.
Dijital yorgunluk da öne çıkan bir bulgu: Gen Z'nin yüzde 58'i, Milenyum kuşağının yüzde 54'ü sürekli bildirim ve araç geçişlerinden kaynaklanan düzenli bir gerginlik yaşadığını bildiriyor - hibrit çalışma düzeninde araç çeşitliliğinin kendisinin bir stres kaynağına dönüştüğünü gösteriyor.
Kurumsal ilerleme var ama yetersiz
Olumlu tarafta, katılımcıların yüzde 70'i işverenlerinin ruh sağlığını ciddiye aldığına inanıyor, yüzde 65'i son yıllarda destekleyici politikaların hayata geçtiğini görüyor - her iki oran da iki yıl öncesine göre belirgin şekilde yüksek.
Türkiye'deki İK ekipleri için sonuç şu: politika var olmak tek başına yeterli değil. Deloitte'un vurgusu, örgütlerin psikolojik güvenliği ve gerçekçi iş yükünü çalışma tasarımının merkezine almadığı sürece, iyileşen algı göstergelerinin altında kronik stresin birikmeye devam edeceği yönünde.